Haftanın En Dikkat Çeken Filmleri

Haftanın En Dikkat Çeken Filmleri

Bu hafta 3'ü yerli 10 film vizyona giriyor.

Haftanın En Dikkat Çeken Filmleri
Haftanın En Dikkat Çeken Filmleri
  • Yazar:
  • E Posta:
  • Telefon:

“OLAY FİLM” (!) BU HAFTA VİZYONDA
“THE INTERVIEW”
(gösterim tarihi son anda değişebilir)
Belki internetten indirip izlememiş olanlarınız vardır diye, Kuzey Kore ile Sony firması arasında siber savaşa neden olan film bu hafta ticari gösterime giriyor. O kadar ses getirdiğine bakmayın, bir sinema şaheseri yok karşımızda. Ama ti’ye alınan kapalı bir rejimin genç lideri olunca ortalık karıştı tabi. Peki kötü film mi? Asla. Seth Rogen-Evan Goldberg ikilisinin kendilerine has mizah üslubuyla çektikleri film, bahsettiğimiz gibi Kuzey Kore lideri Kim Yong-Un’la röportaj yapmaya çalışan iki gazetecinin başına gelenleri ele alıyor. 

Bu kadar masum değil elbet. İkilimiz, ülkeye ayak bastıktan sonra genç diktatöre yönelik bir suikast planının parçası olduklarını anlarlar. Şov dünyası bu. Rating için gerekirse suikast bile planlayacaksın! Afacan ikilimiz her şeyi şaka zanneder ama işin içine CIA karışınca durum ciddileşir. Eh, bir ülkenin hali hazırdaki liderine suikast içeren böyle bir senaryo olunca Kuzey Kore pimi çekti tabi. Film olduğundan çok daha büyük bir bomba haline geldi. Seth Rogen’a “The End”de olduğu gibi James Franco başarıyla eşlik ediyor. Gülmek için gidilebilir ama büyük beklenti sarsar sizi. (3/5)
HAFTANIN DİĞER RÖPORTAJLI FİLMİ:
“ROSEWATER”
Londra’da yaşayan Maziar Bahari’nin şansı, “The Interview’daki iki kafadar kadar açık değildir mesela. İran’daki başkanlık seçimi için bir haftalığına bu ülkeye giden Bahari, işlerin arapsaçına döndüğü bir ülkeyle karşılaşır. Aylarca işkenceler yaşayacağı bir hapishanede bulur kendini. İşkence altındaki sorgu seansları bitmek bilmez. Bu seanslarda sadece kokusundan tanıdığı bir adamın, “Rosewater”ın ellerindedir artık kaderi. 

Gerçek bir hikayeden uyarlanan filmi yazıp yöneten isim ise çok dikkat çekici. ABD televizyonlarındaki “Daily Show”uyla politik açıdan sınır tanımadığını defalarca gösterip ödüller kazanan Jon Stewart, kamera arkasında da hünerlerini gösteriyor. Gerçek olaya gelince: Maziar Bahari, 2009’da BBC için gittiği İran’da rehin alınıp cezaevinde işkence görmüş, 100 gün boyunca yaşadıklarını bir kitapta toplamıştı. Film, bu kitaptaki kokuyu beyazperdeye taşımakta başarılı görünüyor. Gerçek bir habercinin gözünden anlatılıyor olması da artısı. Üstelik talihsiz gazeteciyi Meksikalı yetenekli aktör Gael Garcia Bernal oynuyor. Haluk Bilginer’in de kadroda yer aldığını vurgulayalım. (3.5/5)
HAFTANIN EN KALBURÜSTÜ FİLMİ:
“ALTINLI KADIN”

Nazi zulmünden kaçan Yahudi bir kadının, 60 yıl sonra ülkesi Avusturya’ya dönmesini, ailesinden kalan mirası geri almaya çalışmasını anlatan bir filmle karşı karşıyayız. Maria, sadece mirasının değil, Gustav Klim tarafından teyzesinin resmedildiği çok önemli bir tablonun da peşindedir. Ama deneyimsiz bir avukatla yola koyulup ağır aksak işleyen bir bürokrasiye toslayınca işler zorlaşır.

Hikaye yeterince ilgi çekici gelmemiş olabilir. Maria’yı Oscarlı aktris Hellen Mirren oynuyor. Ona Ryan Reynolds, Katie Holmes, Daniel Brühl gibi isimler eşlik ediyor. O da yetmediyse, yönetmen Simon Curtis’in “Marilyn ile Bir Hafta” filmindeki hikaye anlatma hünerini burada da gösterdiğini söyleyelim. (3.5/5)

HAFTANIN ROMANTİK KOMEDİ DENEMESİ:
“AŞK OLSUN”

Epey iddialı bir reklam kampanyasıyla vizyon gören filmimiz bir şeye dikkat etmeli. Aşk olsun, deyince olmuyor öyle kolay kolay. Bir kere romantik komedi çektik diyorsan, aklımıza yığınla örnek gelir bizim. Mesela “Notting Hill” geliverir ki hiç şansın kalmaz. Çıtayı biraz düşürürsek, ne bileyim, şöyle “Hitch” gelir mesela. Hani “aşk doktoru” sıfatıyla ortamlarda prim yapan Will Smith abimiz, birden kalbini bir kadına kaptırır, iflah olmaz ya hani. Hem romantizm esintileri estirir, hem de yeri geldiğinde güldürür bizi. İyi oyuncuları kamera önüne alıp öyle her senaryoyu çekmekle olmaz yani bu işler. 

“Hitch”ten devam edecek olursak, Ozan da bir nev-i “aşk doktoru”dur. Yazdığı kitaplarla erkeklere “kadınların gönlünü kazanmanın” yollarını anlatır. Ama gerçek hayatta işler, yazmak kadar kolay değildir. Pınar ile karşılaşır, aşık olur ona. Hikaye, bir “yanlış anlamalar” komedisi şeklinde devam eder. Ozan, bir yandan müşterilerine aşk doktorluğu hizmeti sunarken, diğer yandan Pınar’ın kalbini yeniden kazanabilmek için en güzel cümleleri gerçek hayatta bulmak zorunda kalır. Hikaye böyle, oyuncular ise güzel. Her role bürünebilen İlker Aksum yerli “Hitch” olarak işini yapıyor. Sedef Avcı’yla aralarındaki kimya da yerinde gibi. Ama filmin romantizm ve komedi dengesini tutturmada sıkıntıları var. İkisini birden yapmaya çalışmak gibi. Oysa kabaca, önce az az vereceksin odunu. Komediyle başlayıp işi duygusala bağlayacaksın. Yok, illa ikisini birden yapmaya kalkarsan herkes beğenmeyebilir. Yönetmen koltuğunda Neslihan Yıldız Alak ve aynı zamanda aktör olan Murat Serezli oturmakta. (2.5/5)

HAFTANIN EN DUYGUSAL FİLMİ:
“SONSUZ BİR AŞK”

Ölümle şakalaşmak güzeldir, hayat ise ciddi bir iştir. Ölmekten çok, geç kalmış olmaktan korkar insan. Bazen tek bir şeye, birine. Volkan ve Serhan’ın hikayesi bu. Düzenli olarak kemoterapi görürler ama dostlukları ölümsüzdür zaten. Bir gün ambulans çalıp kaçarlar. Ambulansın hasta bölümünde Özlem vardır. Macera, yol hikayesine dönüşür. Özlem, hayata bakışlarını değiştirir. Birbirlerinden öğrenecekleri çok şey vardır.

Her zaman iyi bir oyuncu olduğunu teslim ettiğimiz İsmail Hacıoğlu, bir kez daha inandırıcı. Film de onun oynadığı “Sonsuz” filminin devamı niteliğinde. Kadroda Ferhat Gündoğdu ve Özlem Tekin de var. Can Sinan ilk filmdeki gibi senaryoyu yazmış, Ozan Uzunoğlu da yönetmiş. Hayata dair sorular sorduran, yer yer mizahla süslenmiş bu duygusal metni her sağlıklı bünyeye tavsiye edebiliriz. (3.5/5)

HAFTANIN BİR FİLMİ:
“KAÇIŞ 1950”

Ev nedir? Seni çağırandır. Ait olduğunu hissettiğin yerdir yani. Bulgaristan’dan Türkiye’ye kaçmaya çalışan 3 gencin hikayesini anlatan bu dönem filmi de “ev” özlemini anlatıyor. Bulgaristan’da gördükleri yoğun baskıdan bunalan Türk gençleridir onlar. Vatan hasreti sarmıştır bünyelerini. Mustafa, Fehim ve Ramazan şartlar iyice zorlaşınca risk alırlar, yola düşerler. Filmin dediği gibi, “umut, korkudan daha güçlüdür”. Öyle midir acaba? Oysa korku, bazen ısıtmaz mı insanı? Hata yapmaktan korumaz mı? Hataları var filmin.

Kendi hikayesine yeterince inanmadığından mıdır bilinmez, komedi filmi dış-seslendirmesiyle yapmışlar fragmanı. Kısıtlı bütçeyle dönem filmi yapmak zordur evet ama, iç mekan çekimlere fazla boğmuşlar filmi.
Zülkef Yeşilbahçe’nin “Ata Topraklarından Ana Vatana Anılar” kitabından uyarlanmış filmin yönetmeni İbrahim Biçer. Hayli kalabalık oyuncu kadrosunda Zeynep Gülmez, Atilla Saral, Burak Kaya, Efe Kopuz ve Onur Bayraktar da yer alıyor. (2/5)

HAFTANIN YENİDEN-ÇEVRİMİ:
“THE LOFT”

Eşlerini aldatmayı artık profesyonelliğe döken 5 adamın hikayesi. Vincent, Luke, Chris, Marty ve Phillip, şehrin bir noktasında bir çatı katı daire tutarlar. Bu en mahrem sığınaklarında yaşananları sadece kendileri bilmektedir. Ama bir gün o dairede bir kadın cesedi bulurlar. Dairenin anahtarı sadece bu 5 kişide vardır, dolayısıyla her biri diğerleri için potansiyel katil haline gelir. Birbirleriyle ve kişilikleriyle yüzleşirler. Bu savaştır. Her savaşta olduğu gibi, kötü olan kendini çok geçmeden belli eder. Hikaye tanıdık gelebilir.

Aslında garip bir “yeniden çevrim” örneğiyle karşı karşıyayız. Belçikalı yönetmen Erik von Looy, 2008’de bu filmi zaten çekmişti.
3 yıl sonra Antoinette Beumer, aynı öyküyü ülkesi Hollanda’ya taşıdı ve yeniden çekti. İlk filme imzasını atan von Looy, bu kez Hollywood’a taşınıp aynı filmi toplamda üçüncü kez çekmiş durumda!. Hal böyle olsa da eskimeyen, önceki iki filmi görmeyenler için hala cazip bir hikayesi var filmin. Ne var ki gizemini finale kadar taşımayı yine başaramıyor. Başrollerde Karl Urban, James Mardsen. Wentworth Miller gibi yetenekli isimler de var. Ama ilk filmin büyüsü var mı? İşte onu bulmak gerçekten zor. Puanı da bu gereksiz zorlama çaba yüzünden (2.5/5)

HAFTANIN EN ÜRKÜNÇLÜ FİLMİ:
“PİRAMİTİN LANETİ”

Biliyorum, bütün korku-gerilim filmlerini yerden yere vuruyorum ama ya ne yapalım? Ortada senaryo, yaratıcılık niyetine bir çaba var da biz mi beğenmedik? Bir dolu insanı kıstır bir köşeye, üzerlerine de garip yaratıkları sal, bitti gitti mantığıyla film yapılıyorsa suç bizim mi? Vicdanlara sesleniyorum! Alın mesela “Piramitin Laneti”. Biz piramitleri böyle bilmeyiz mesela. Hatta merhum sümerolog Zecharia Sitchin okuyan herkes bilir ki, piramitler, insanoğlundan çok daha önce inşa edilmiştir. ‘Gökyüzüne merdiven”dir onlar. Gelin görün ki filmimizde, bir dolu insanın kıstırıldığı bir mekan yapılmış.

Amerikalı bir grup arkeolog, Mısır çöllerinin derinliklerine gömülmüş bir piramit keşfeder. Tam bir labirenttir içerisi. Yeniden dışarıya çıkmanın yollarını ararlarken ekibin üyeleri birer birer öldürülmeye başlar. Klostrofobisi olan zaten uzak duracaktır ama biz, piramitlere, eski Mısır gizemlerine merakı olanları da uyaralım: bu film sizin bu gizem merakınızdan faydalanmak istiyor. Ortada korkulacak bir durum olmadığı gibi, empati duyabileceğiniz bir karakter de yok. Gregory Levasseur’un yönettiği filmin oyuncu kadrosundaki Ashley Hinshaw, James Buckley, Denis O’Hare bir kez de siz izlerken ölmek için sabırsızlanıyorlar. (1.5/5)

BİR ÜRKÜNÇLÜ FİLM DAHA
“ÖLÜM KAMPI”

Bakın mesela şimdi çok enteresan. 12 yaşındaki Sam, izci grubuyla yaz kampına gider. Ormanda kapana kısılırlar. Gruptakiler, ne olduğu belli olmayan karanlık bir yaratık tarafından tek tek avlanmaya başlar. Tanıdık geldi mi? (bakınız bir önceki yazı). Dahası var ama. Sakın bu yaratık Sam’in hayalgücünün bir ürünü olmasın?

Ya gerçekse? Filmin yapımcıları bu sorularla karşımıza çıkıyor ama filmin genel atmosferinin ve oyunculukların, “Piramitin Laneti”nden bir gömlek yukarıda olduğunu söylememiz gerek. Yine de Joas Govaets’in ilk uzun metrajı olan bu filmi, sadece türün gediklilerine öneriyoruz. (2.5/5)

HAFTANIN HAYALKIRIKLIĞI:
“SON SAVAŞ: AŞK”

Filmin ismi çekici gelebilir, başrolde de Josh Harnett’i görünce meraklanabilirsiniz, sakın! Öykü 2020’de geçiyor. Sorun bu değil tabii ki. Eşi Laura birlikte bir İngiliz ticaret gemisinin enkazını keşfetmek için dalış yapan Jay Fenner’in başına gelenleri izliyoruz. Tehlikeli bir dalıştır bu. Jay, dalış sırasında komaya girer. Hatta beyin ölümü gerçekleşir. Sonra sadece filmin senaristlerinin anlayabileceği bir şekilde 1778 yılına ışınlanırız. Hikaye Bombay’a taşınır. Bu sefer James karakterinin macerasına odaklanırız.

Merak etmeyin, yine Josh Harnett oynuyor. “Aşkı buldun mu bırakmayacaksın” gibisinden bir de sloganı var filmin. Bir insan komadayken başka bir hayat yaşayabilir mi, gibisinden sorularla film öyle başına buyruk bir halde ilerliyor. Seyircinin 109 dakikası ise öylece eriyip gidiyor. Geçmişte iki kez Oscar’a aday gösterilmiş parlak bir yönetmen olan Roland Joffe bu kez başaramamış. (2.0/5)

HAFTANIN EN “GARİP” FİLMİ:
“HAYVAN DÜŞÜ”

Danimarka’da küçük bir balıkçı kasabasında 16 yaşındaki Marie, yatalak annesi ve onlara bakan babasıyla yaşamaktadır. Kız çocukluğundan genç kadınlığa geçmenin psikolojik sancıları, bedenen de sarar Marie’yi. Yaşadığı toplumun cinsiyetçi bakış açısı da durumu kolaylaştırmaz.

Bu arada etrafta garip cinayetler işlenmeye başlar. Marie’nin vücudundaki fiziksel bozulmalar da aynı sırada gerçekleşir. Sonuçta, bir tür “kurt adam” filmi bu. Ama kurt adamı Marie oynuyor. Pek matah diyemeyeceğimiz gerilim filminin yönetmeni Jonas Alexander Arnby. Oyuncular ise Sonia Suhl, Lars Mikkelsen, Sonja Richter ve Jakob Oftebro olarak sıralanıyor. (2.0/5)

Vizyondaki filmler Vizyondaki filmler fragman Hayvan düşü filmi fragman Son Savaş Aşk filmi fragman Ölüm Kampı filmi Piramitin Laneti fragman The Loft fragman Kaçış 1950 fragman Sonsuz Bir Aşk fragman Aşk Olsun fragma
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Diriliş Ertuğrul İlk Sırada!
Diriliş Ertuğrul İlk Sırada!
Ferhat Göçer Basın Toplantısını İptal Etti
Ferhat Göçer Basın Toplantısını İptal Etti